HÜSEYİN HAYDAR
Her Koşulda Şiir...
   Türkçe      English
Anasayfaya Dön
HÜSEYİN HAYDAR ŞİİRLERİ - Mecit ÜNAL



"12. Dalga" ve "Ellinci Tablet"

"12. Dalga"yla vardığımız aşama tüm Türkiye'nin Ergenekonlaştırılmasıdır. Tüm Türkiye'nin Natolaştırılmasındansa Ergenekonlaştırılması çok daha hayırlıdır elbette. Her şey kendi zıddını da içinde barındırır çünkü. Türkiye'nin Ergenekonlaştırılması, bir çıkışın da var olması demek. Bugünden görünen şudur; demirdağın eteğine odunlar yığılmakta!

MECİT ÜNAL
Tarih rastlantılarla ilerlemez.


13 Nisan, yakın tarihimizde rumi takvime göre 31 Mart 1909'da gerçekleşen gerici ayaklanmanın başladığı gündür. Geçen 13 Nisan günü bu ayaklanmanın yüzüncü yılıydı. Ergenekon soruşturmasında "12. Dalga" işte bugüne rast getirilerek gerçekleştirildi. Anlamlıdır. Anlamlıdır çünkü, ertesi güne denk gelen 14 Nisan'da (2007), Ankara'da Tandoğan Meydanı'nda ilk büyük Cumhuriyet mitingi düzenlenmişti. "12. Dalga"nın Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen, açık ve aktif biçimde destekleyenleri hedef alması daha da anlamlı olmaktadır. "12. Dalga", hükümetin tasarrufunda iki yıl sonra alınmış bir intikam gibi görünmekte bu nedenle. Kimsenin burnunun kanamadığı 14 Nisan Tandoğan mitinginde ayrıca yaklaşık 250- 300 bin kişi Anıtkabir'i ziyaret ederek bir rekora da imza attı…

"DEMİRDAĞI ERİTMENİN DÜŞÜNCESİ"

"Ergenekon"da "12. Dalga", baharla birlikte korkunun yerini silkinişin aldığı 29 Mart seçimlerinin hemen ardından düzenleniyor aynı zamanda. "12. Dalga"ya kadar, "Ergenekon" adı verilen soruşturmada ne olduğu belirsiz "bağımsız yargı" lafzının arkasına sığınarak biçimsel eleştiriler getirenler, soruşturmaya başından beri belli bir "ihtiyat"la, "kuşku"yla ve önyargıyla bakan, yayılmak istenen toplumsal korku ve paranoyaya kapılanlar artık bundan sıyrılmaktadırlar. Bunun ilk ipucu 29 Mart seçimlerinin sonuçlarıdır. İkinci ipucu ise, Genelkurmay Başkanı'nın Harp Akademileri'ndeki yıllık konuşmasıydı. Eski ve halen görevde bulunan rektörlerin, profesörlerin toplandığı günün ertesinde İlker Başbuğ, özellikle seçilmiş bir üslupla akademik ve teorik zeminde kalmayı tercih ederek konuştu. Seçim sonuçları gibi bu konuşmanın etkisi de zamanla ortaya çıkacak. Eklenecek bir başka şey de Genco Erkal'ın ödül töreninde yaptığı konuşma. Bunlara halk arasında konuşulanları da eklemek gerek.
Bugünden görünen şudur; demirdağın eteğine odunlar yığılmaktadır! Öyleyse…

"Geniş Asyalarda dar günlerimiz ne tezmiş meğer.
Uma kuşu sır veriyor: Demir dağı eritmesi zordur,
Ama, daha da zordur, demirdağı eritmenin düşüncesi.

Uma kuşu çırpınıyor: Ergenekon! Er gene!" (Hüseyin Haydar, Doğu Tabletleri, Ellinci Tablet Ergenekon).

"HER ŞEY KENDİ ZIDDINA DÖNÜŞÜR"

"12. Dalga"ya ulaşan soruşturmada operasyonların hedef aldığı sözümona terör örgütüne takılan adın Ergenekon olması da hiçbir biçimde rastlantıyla açıklanamaz. Yüzlerce yurtseveri töhmet altında bırakan soruşturmaya bu adı seçen kimse ya da kimseler, salt bugünü veya dünüyle değil, bir ulusun tüm tarihi geçmişiyle hesaplaşmaktadırlar. Bir ulusun tüm varlığıyla bağlı olduğu köklere yapılan her saldırı o ulusun tüm varlığına yapılan top yekûn bir saldırıdır. Tüm ipuçları, aynı zamanda ideolojik bir saldırı olan bu seçimin dış kaynaklı olduğunu da ortaya koyuyor. Akıllıca gibi görünen bu ad seçiminin ahmakça olduğu, bugün dünden daha iyi anlaşılmaktadır.

"12. Dalga"yla vardığımız aşama tüm Türkiye'nin Ergenekonlaştırılmasıdır. Tüm Türkiye'nin Natolaştırılmasındansa Ergenekonlaştırılması çok daha hayırlıdır elbette. Her şey kendi zıddını da içinde barındırır çünkü. Türkiye'nin Ergenekonlaştırılması, bir çıkışın da var olması demek.

TÜRK TARİHİNİN İLK DEVRİMİ

Bu adı seçen kimse ya da kimselerin ahmaklığı da burada işte! Bütün tarihleri birkaç yüzyılı geçmeyen, tarihlerinde hiçbir destan, efsane, mitoloji bulunmayan toplama ulusların efsanelerin gücünü anlamaları imkânsızdır. Ergenekon Türk tarihinin ilk devrimidir. Aynı zamanda demir devrimidir! Destanın, içerdiği hikâyenin çok ötesine varan anlamları bulunmaktadır. Ergenekon aynı zamanda en zor koşullardan bir yol bulup çıkmak demektir. Bunun yakın ve uzak tarihimizde pek çok örneği vardır. Çıkış yolu varsa Ergenekon da vardır. Ergenekon varsa çıkış yolu vardır!

Bunu somut olarak Başkan Doğu, iddiaları tek tek ele alıp birer birer çürütüp yerle bir ederek gösterdi. Başkan Doğu'nun savunması, tarihe geçen savunmalardan biridir ve gelecekte hep şu müthiş başlangıç cümlesiyle anılacak:

"Kahramanları intihar eden uluslar var olamazlar!"
"ERGENEKON! ER GENE!"
"Geniş Anadolularda dar günlerimiz ne tezmiş meğer.
Ne de kolay aldattılar eğri giden kardeşi,
Çakal hesabına bozkurt kanı dökene, "Ergenekon" dediler.
Ant içtiler ve Asena'nın en yiğitlerini biçtiler.
Adları Uğur'du, Doğan'dı, Taner'di, Turan'dı, Muammer'di,
Adları Bahriye'ydi, Bedrettin'di, Eşref'ti, Necip'ti…
Daha acı olacak kiralık katil toplayanların akibeti de.
Uma kuşu çırpınıyor: Ergenekon! Er gene!
Düşman planını bozan yiğitler gladyo zincirinde,
Gladyonun gırtlağı yiğidin pençesinde!
Ağır zincir şakırdıyor: Gel gene, demir dağı del gene,
Yedi kat yürek, yedi kat öfke, yedi kat bilim…
Yel kıbleden esiyor, bebeğimizi göğe kaldır sevgilim!"


Böylece, geldik nicedir yazmayı düşünüp de bir türlü ele almadığım son yılların en iyi, en etkili şiirlerine. Hüseyin Haydar'ın içinde yaşadığımız günlere hem içinde yaşayarak hem de dışından, uzaktan, tarihin ve efsanelerin içinden bakarak yazdığı Ulusal Kanal'da klip olarak Mesut Mertcan'ın yorumuyla yayınlanan son şiirleri, kitap olarak basılmayı bekliyor. "Zor Günlerin Şiirleri" ile "Doğu Tabletleri" başlıklı iki dosya oluşturan bu şiirler, kendi içine kapanmış, kendi kendisiyle boğuşan şiirimiz için de bir çıkış yolu niteliği taşıyor. Bu açıdan da mutlaka kitap olarak yayımlanmasını arzuladığım her iki dosya, gerçekten de zor günlerin şiirleri ve bağıra bağıra bağıra okunacak şiirlerden…

"Acı Türkücü", "Kara Şarkılar", "Yıldız Tutulması" ve "Zor Günlerin Şiirleri" ile "Doğu Tabletleri" bağlamında Hüseyin Haydar'ın şiirlerine haftaya daha yakından bakacağız.

Şiirimizin "Acı Türkücü"sü: Hüseyin Haydar

1956'da Trabzon'da doğan Hüseyin Haydar, 1981'de yayımlanan "Acı Türkücü" ile Akademi Kitapevi şiir ödülünü aldı. "Kara Şarkılar"ı (1983) "Yıldız Tutulması" (1987) izledi. Şairin yeni şiirlernden "Doğu Tabletleri" ile "Zor Günlerin Şiirleri" ise Ulusal Kanal'da klip olarak yayınlanıyor.

MECİT ÜNAL

Hüseyin Haydar, 80'li yıllarda şiirini izlediğim, yönelişini önemli bulduğum, dönemin birkaç genç şairinden biriydi. Şiirleri, o yıllarda Yazko başta olmak üzere özellikle genç şairlerinin çıkardığı dergilerde yayımlanıyordu. Sonra 80'lerin sonuna doğru yayımlanmaya başlanan "Broy" dergisinde görünmeye başladı. Yazarları ve ele aldığı konularla Edebiyat dünyasında hayli ilgi bulan "Broy", bir yandan da yeni bir şiirden söz etmeye başlamıştı: "Yenibütün". Aralarında Hüseyin Haydar'ın da bulunduğu Veysel Çolak, Seyit Nezir gibi isimlerin başını çektiği "Yenibütün" şiirimize yeni bir akım kazandıramadı belki ama şiir dünyamızı epeyce dalgalandırdı. "Broy"un bu döneminden aklımda kalan tek şey Hüseyin Haydar'ın kaleme aldığı "Yenibütün Manifestosu"dur. Bir şiir olarak yazılmamasına karşın "Yenibütüncü" şiir anlayışının en iyi örneğiydi bana kalırsa. Ne var ki, çok sürmedi "Broy" kapandı, şairlerin her biri bir yana dağıldı. O yıllarda kaybettiğim Hüseyin Haydar'ın izine yaklaşık on beş yıl sonra Aydınlık sayfalarında rastladım. Onbeş yıl boyunca hiç şiir yayımlamamış, belki de hiç yazmamıştı…



Devamı için tıklayınız....